İslami Bilgiler Paylaşım Sitesi

http://islami.webyardim.org
 
AnasayfaKapıTakvimKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 islamda gençlik ..uyan gençlik uyan

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
usok22
kurucu
avatar

Mesaj Sayısı : 8175
Kayıt tarihi : 22/05/10
Yaş : 30
Nerden : Bursa

MesajKonu: islamda gençlik ..uyan gençlik uyan    Perş. Şub. 10, 2011 1:49 pm

Şunu bilmelisiniz ki, “Erkâm’ın evinde karargâh kuran ve İslâm’ın zaferi
elleriyle gerçekleşen, ilk küçük İslâm cema’atinin fertleri hep
gençlerdi. Rasûlüllah (s.av.)’in Peygamber olarak gönderildiğinde yaşı
kırktı. Ebû Bekir (r.a.) ondan üç yaş küçüktü. Ali (r.a) hepsinin kücğü
idi. Abdullah b. Mes’ûd, Abdur-Rahmân b. Avf, Erkâm b. Ebil-Erkâm, Saîd
b. Zeyd, Mus’âb b. Umeyr, Bilâl b. Rebâh, Ammar b. Yâsîr ve onlarcası,
yüzlercesi hep gençlerdi.

Bu gençler davetin yükünü omuzladılar. Tebliğ yolunda bunlar, akıl almaz
eziyetler karşısında, sabır ve fedâkârlığın en üstün örneğinğ
gösterdiler. Onlar gecelerini gündüzlerine katarak, İslâm’ın yayılmasını
ve varlığını kabul ettirmesini gerçekleştirdiler. Bu dinin zafer
kazanmasını ve yerleşmesini sağladılar. Kısa bir sürede müslümanların
hâkimiyeti gerçekleşti. İslâm hükûmeti ve otoritesi kuruldu. Müslümanlar
iki büyük ülkeye, Bizans ve Fars’a boyun eğdirdiler. Onların gölgesi
(idâresi) doğuda Çin’e, kuzeyde Hazar, Ermenistan ve Rus ülkesine
ulaştı. Şâm, Mısır, Berka, Trablus ve diğer Afrika ülkeleri
müslümanların adâletine tâbî oldu. Bütün bunlar otuz beş senede
gerçekleşti. Emevîler döneminde hâkimiyet ve otoriteleri Çin’e,
Hindistan’ın büyük bir kısmına, Türkistan’a uzandı. Doğuda Çin hududuna
ulaştılar, batıda Endülüs’e (İspanya) girdiler. Abbasî halîfelerinden
Haru er-Reşîd, İslâm ülkelerinin genişliğini şöyle anlatabilmiştir:

“Yağmurunu istediğin yere yağdır. Nasıl olsa (senin suyunla bitecek
mahsûlün) haracı bize getirilecektir.”

İşte Ukbe b. Nâfî’... Atlas Okyanusu’nun kenarında atını dizlerine kadar
denize sürüp şöyle haykırmıştır:

“Allah’ım! Ey Muhammed’in Rabbi, şu deniz karşıma çıkmasaydı, senin
ismini yüceltmek yolunda bütün dünyayı fethederdim. Allah’ım, şâhid
ol...”

İşte kuteybe el-Bahilî... Doğunun son noktasına varmış, Çin ülkesine
mutlaka girmek isterken yakın adamlarından biri onu ikaz ediyor, diyor
ki:

“Ey Kuteybe, Türklerin ülkesine daldın. Olaylar zamanın iki kanadı
arasındadır; gelir de, gider de (yâni lehine de tecellî eder, aleyhine
de...)

Kuteybe sarsılmaz bir im^nla şu cevabı verdi:

“Allah’ın zafer vereceğine sağlam inancım sebebiyle bu ülkelere daldım.
Vakit geçerse, hazırlığın faydası olmaz.”

İkaz eden şahıs onun azmini ve samimiyetini görünce,

“Yoluna istediğin şekilde devam et, ey Kuteybe! Bu Allah’dan başkasının
kıramayacağı sağlamlıkta bir azimdir” demek zorunda kaldı.

Allah rahmet eylesin, İslâm şairi Muhammed İkbal şöle diyor:

“Şehirleri fetheden ordulardan önce.”

“Ezanımız Frenklerin kiliselerinde okundu.”

“Afrika’yı da, Büyük Sahrayı da.”

“Yer ateş püskürürken yaptığımız secdeleri de unutma.”

“Hiç bir gün zalimden korkmadan.”

“Kılıçlara göğsümüzü açıp yürüdük.”

“Kılıcın parıltısı sanki etrafında çiçek biten.”

“Yemyeşil bir bahçenin gölgesi gibi idi.”



Gençler!



Dünya onlardan daha asil ve şereflisini, daha merhametli ve
şefkatlisini, daha yüce ve daha ulusunu, daha üstün ve daha âlimini
tanımış mıdır?

İnsanlar kölelik zinciriyle bağlı iken onlar hürriyeti ilân ettiler,
akıllar câhiliyyet kelepçesiyle tutuklanmış iken tevhîdi yaydılar,
Bizans ve Fars halklarını ihtirasları uğruna savaşa zorlarken onlar
adâleti ayakta tuttular.

Başkaları malı zulûmle toplarken onlar hayır yollarında harcadılar.
Başkaları annelerini ve kız kardeşlerini satarken onlar ırzları ve
nâmuslarını korudular.

Alınları Allah huzurunda secdeye vardı ama, başkaları karşısında
alınlarını dik tuttular. Kalbleri güzelliklerden hoşlanırken, bütün
çirkinliklerden de nefret ettiler. Akılları hakka inandı ve bütün
batılları reddetti. Bir ellerini Allah’a açtılar, diğerini insanlara
uzattılar.

Dine inandılar, çünkü dünyayı yüceltmek istiyorlardı. Dünya için
çalıştılar, çünkü bu yolla dine hizmet etmek istiyorlardı. Din ile
dünyayı bir araya getirdiler, çünkü dünyada izzet ve şeref sahibi
olmayı, Âhirette kurtulanlardan olmayı arzu ediyorlardı.

Dünyaya hükmettiler de onu güven ve sulh ile doldurdular. Musîbet
rüzgârları onlara doğru esti ama, onları sabır ve tebessümle
karşıladılar. Kim onlara düşmanlık beslediyse dünyayı onların başına
yıktılar.

Şehîdlerin kanı onlara göre gençlerin ve yaşlıların güzel kokusu
gibidir. Düşmanların oku onların göğüslerinde izzet ve olgunluğun
işâretidir. Dinleri yolunda ölüme atılmak onlar için kadın ve çocukların
şarkısına benzer.

Aslında onlar hiç bir nesle benzemeyen tek bir nesildirler. Diğer
insanlara benzemeyen gerçek er kişidirler. Diğer ümmetlere benzemeyen
önder bir ümmettirler. Allah (c.c.) onlardan şöyele bahseder:

“Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı bir ümmetsiniz.” (Al-i
İmran/110)



Gençler!



Dillerin tekrarladığını, hançerlerin haykırdığını çokça duyduğumuz beş
slogan vardır ki, bunlar:

“GAYEMIZ ALLAH’DIR.”

“ÖNDERİMİZ RASÛLÜLLAH’TIR.”

“DÜSTURUMUZ KUR’ÂN’DIR.”

“YOLUMUZ CİHÂD’DIR.”

“ALLAH YOLUNDA ŞEHÎD OLMAK EN YÜCE EMELİMİZDİR.”

Ancak, şurada burada mü’min ağızlarından taşan bu sloganların kalblerde
iş görmesi ve nefislerde iz bırakması, bunları söyleyenlerin, İslâm
peygamberinin kurup Halîfeleriyle Ashâbının ve kıyâmete kadar iyilikte
onlara tabî’ olanların devam ettirdikleri ilk medresenin öğrencilerini
örnek edinmeleriyle mümkündür. Bu medrese öyle erleri, öyle kahramanları
me’zûn etti ki, onlar, devamlı şekilde, her zaman ve her yerde,
müslüman nesilleri ilim ışığıyla aydınlattılar, iman ve ihlâsla
aydınlattılar, cihâd ve fedâkârlık konusunda aydınlattılar, kararlılık
ve azimle aydınlattılar, tebliğ ve davetle aydınlattılar, ahlâk ve iyi
muamele konusunda aydınlattılar.

Gençlerimiz bu beş sloganı huy edinir, bunların izleri sözlerinde ve
işlerinde görülür ve hayatlarında tatbik ederlerse, İslâm’ın izzet ve
varlığının geleceğine, müslümanların birlik ve hâkimiyetlerinin
kurulacağına ümit beslemek gerekir. Bunu gerçekleştirmek Allah’a güç
gelen bir şey değildir.







GÂYEMİZ ALLAH’DIR





Gençler!



Gayemiz Allah’dır şiârıyla ahlâklanmanın ne demek olduğunu
biliyormusunuz?

Her sözünüz ve işinizde, her ibadet ve cihadınızda Allah'a
ihlâsla bağlanacaksınız ki Allah sizleri ihlâslı kullarından kabul
etsin. Her zaman şu ayeti dilinizden düşürmeyin:

“De ki, şüphesiz benim namazım da, ibadetlerim de, dirimim de, ölümüm de
hiç bir ortağı olmayan, alemlerin Rabbi Allah’ındır. Ben böylece
emrolundum. Ben müslüman olanların ilkiyim.” (El-En’am:162-163)

Vicdanınızın en derin noktasından inanmalısınız ki, Allah’ın dini İslâm
hidayete erdirici, kurtarıcı kaplayıcı ve ebedidir. Diğer bütün beşeri
sistemler bir aldanış, bir tlihsizlik, bir bilgisizlik örneğidir.

“Aralarında Allah’ın indirdiği ile hükmet, onların keyflerine uyma,
Allah’ın sana indirdiği (hükümlerin) bir kısmından caydırmalarına karşı
onlardan kaçın. Eğer onlar (indirilen hükümleri kabulden) yüz
çevirirlerse bil ki Alalh, günahlarının biri sebebiyle bile kendilerini
mutlaka musibete uğratmak istiyordur. İnsanlardan bir çoğu muhakkak ki
Allah’ın emrinden dışarı çıkanlardır. Onlar halâ cahillik devrinin kötü
hükmünü mü arıyorlar? Kesin bilen (ve inanan) bir kavim indinde hükmü
Allah’dan daha güzel olan da kimdir?” (El-Maide:49-50)

Allah’ın emrettiği ve nehyettiği her şeyi tam bir teslimiyetle kabul
etmektir. Bu Allah’a imanın ve O’na kulluğun gereğidir. Çünkü Allah
yaratıcıdır. Yarattıklarına ait hususlarda istediği şekilde tasarrufta
bulunmak sadece O’na aittir. O her şeyi bilendir. Dolayısıyla kullarının
yararına olan nizamları, proğramları ve hükümleri en iyi bilen O’dur. O
hakimdir. Her şeyi, menfaati celbedecek zararı giderecek şekilde, en
uygun bir surette yerli yerine koyabilecek olan yine O’dur.

Mü’minlerin emîri Hz. Ömer b. El-Hattab (r.a.)’in Rasûlüllah (s.a.v.)’in
Hacer’ül Esvedi öpüşünü bir hikmet aramaksızın selâmlayıp öperken
söylediği sözleri örnek almanız size yeterlidir. O Hacer’ül-Esved’i
öperken şöyle demişti:

“Biliyorumki sen bir taşsın. Ne zarar, ne de fayda verirsin. Rasûlüllah
(s.a.v.)’in seni öptüğünü görmeseydim, ben de seni öpmezdim.” (Buharî,
Müslim)

Cenâb-ı Hakk şöyle buyurur:

“Allah ve peygamberi bir işe hüküm ettiği zaman gerek mü’min bir erkek;
gerek mü^min bir kadın için işlerinde kendilerine seçme hakkı
verilmemiştir.” (El-Ahzâb/36)

Kalblerinizin en derin noktasından kesinlikle inanmalısınız ki, dirilten
de, öldüren de, izzet veren de, zelîl kılan da, fayda sağlayan da,
zararlandıran da Allah’dır. Her şeyin tasarrufu O’nun elindedir. Her
şeye gücü yeten de O’dur.

Şu halde iyi kötü her durumda O’nun hükmüne boyun eğmeniz, başınıza
gelecek her şetde O’nun takdirine razı olmanız, her sıkıntıda O’nun
hükmüne sabretmeniz gerekir.

Şu âyet-i kerimeyi devamlı göz önünde bulundurmanız size yeterlidir:

“Andolsun ki sizi, biraz korku, biraz açlık, biraz da mallardan,
canlardan ve mahsûllerden yana eksiltmekle imtihan edeceğiz.
Sabredenlere (lûtf-u keremimi) müjdele. Ki onlar kendilerine bir belâ
geldiği zaman: “Biz (dünyada) Allah’ın (teslim olmuş kulları)yız ve biz
(Ahirette de) ancak O’na dönücüleriz” diyenlerdir. Rablerinden
mağfiretler ve rahmet hep onların üzerinedir ve onlar doğru yola
erdirilenlerin tâ kendileridir.” (El-Bakara/155-156-157)

İnsanlar sizden ister hoşnut olsunlar, ister kızsınlar, ister sizi
övsünler, ister kötülesinler, ister sizden yüz çevirsinler, ister size
yönelsinler, hiç birine aldırmadan Allah’ın rızasını ve korkusunu
varlığınızın hedefi yapmadıkça, “Gâyemiz Allah’dır.” şiârını
gerçekleştirmeniz mümkün değildir.

Bu konuda da şu âyeti kerimeyi göz önünde bulundurmalısınız:

“Eğer onlar mü’minler iseler Allah ve Rasûlünü razı etmeleri daha
doğrudur.” (Et-Tevbe /62)

Rasûlüllah (s.a.v.)’in şu Hadîslerini de hatırınızdan uzak tutmayınız:

“Allah’ı gazablandırmak pahasına insanları hoşnut edeni, Allah
insanların eline bırakır. Allah’ı razı etmek pahasına insanları
kızdıranlara karşı ise, Allah kâfidir.” (Tirmîzî, Ebû Nuâym)

“Rabbını gazablandıracak bir konuda idareciyi hoşnut eden Allah’ın
dininden çıkmıştır.” (Hâkim)

Allah’ın sevgisini ve rızasını kazanmak konusunda şu şiiri söyleyen ne
güzel söylemiştir:

“Sen bana tatlı davranırsan, isterse hayat acı olsun aldırmam”

“Sen benden hoşnut olursan, insanların öfkesi bana vız gelir.”

“Seninle benim aramdaki sevgi mâmûr olsun da”

“İsterse dünya ile benim aramdaki harâb olsun, umurumda değil”

“Senin sevgin gerçek olursa, her şey bana kolaylaşır.”

“Toprak üzerindeki her şeyin değeri toprak olmakla kalır

arkadaşlar uzun ama çok güzel okumanızı tavsiye ediyorum
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://islami.webyardim.org
 
islamda gençlik ..uyan gençlik uyan
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
İslami Bilgiler Paylaşım Sitesi :: Gençlik(Youth)-
Buraya geçin: