İslami Bilgiler Paylaşım Sitesi

http://islami.webyardim.org
 
AnasayfaKapıTakvimKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 ÖNDERİMİZ RASÛLÜLLAHTIR

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
usok22
kurucu
avatar

Mesaj Sayısı : 8175
Kayıt tarihi : 22/05/10
Yaş : 30
Nerden : Bursa

MesajKonu: ÖNDERİMİZ RASÛLÜLLAHTIR   Perş. Şub. 10, 2011 1:57 pm

Gençler!



“Önderimiz

Rasûlüllah’tır” Şiârını gerçekleştirmenin manâsının ne olduğunu biliyor
musunuz?


Bu,
beşeri kahramanlıkların ve insânî olgunlukların tamamını şahsında, en
üstün şekilde temsil eden, Fahr-i Kâinât’a kayıtsız şartsız uymakla olur Fahri kâinât Muhammed

Mustafâ (sav) her zaman küfrün
karanlık
ufuklarını, câhiliyet engellerini kaldıran ve insanlığın yolunu
aydınlatan bir nûrdur Asırlar ve nesiller
geçtikçe
insanlık Rasûlüllah (sav)’in şahsiyetinde en
olgun
önderi, en sağlam örneği, en nûrlu rehberi bulacaktır


“Allah
elçiliğini nereye vereceğini en iyi bilendir” (El-En’âm/124)


Ebedî
Risâletin sahibine has olan en güzel ve büyük önderlik, ister ibâdet ve
zühde, bağlı olsun, ister alçakgönüllülük ve yumuşakbaşlılıkla ilgili
olsun ister güç ve cesarete ait olsun, ister ince siyaset ve
prensiplerde sebata bağlı olsun harkesi ve herşeyi kapsamına alır




Gençler!



Geliniz;
Onun ululuk denizinden ve olgunluğunun pınarından içelim de susuzluktan
kurtulalım, cahiliyet kirlerinden arınalım ve halk arasında örnek olalım


Geliniz
de, Rasûlüllah (sav)’in en üstün
derecesine
ulaştığı kulluk önderliğini taklit edelim Muğîre b Şû’be (ra), Buhari ve Müslüm’in

rivâyet ettikleri bir Hadîsde şöyle der:


“Rasûlüllah

(sav) gece ibâdetine o
kadar
devam etti ki, ayakları rahatsızlandı Kendisine:


-Yâ Rasûl! Allah senin geçmiş ve
gelecek günâhlarını mağfiret etmedi mi? Denildiğinde,


“-Rabbime
şükreden bir kul olmayayım mi?” Buyurdu


Buharî ve
Müslim’in rivâyet ettiği bir Hadiste Alkame (ra) şöyle nakleder:


Aişe (R Anha)’ya:

-Rasûlüllah

(sav) her hangi bir güne
özel bir
ibâdet yapar mıydı? (Yanı bazı günler fazla ibâdet yapar mıydı?) diye
sordum,


“-Hayır,
Rasûlüllah’ın ibâdeti, kesintisiz devamlı idi Hanginiz Rasûlüllah
(sav)’in dayanabildiğine
dayanabilir ki? Cevabını verdi


İşte onun
kalbi Canab-ı Hakk’a böyle
bağlı
idi Her zaman kalbi hakla
beraberdi Daima ibadet ve
münâcat
varlığını kaplamıştı Gecesinde ibâdet için

kalkardı Gündüzün de bir
kısmını
ibadete tahsis ederdi Namazda en üstün
kulluk
tadını bulurdu Namaz gözünün nuru
idi Kendisinin yapıpta
Ashabının
güç yetiremiyeceği ibadetlerde onların kendisini taklid etmelerini
yasaklardı Aişe (RAnha) şöyle der:


“Rasûlüllah

(sav) yapmayı çok istediği

ibadetleri, halk yapar da üzerlerine farz oluverir endişesiyle, bazan
terkederdi


Rasûlüllah

(sav)’in ibadetlerinde
dikkatleri
çeken bir nokta var ki o da, en yüksek seviyesine ulaştığı ibadetle,
dünya işleri, tebliğ görevi ve cihad hareketinin arasını şaşılacak bir
ahenkle bir arada yütütebilmiş olmasıdır O, bütünüyle bir
toplulukla
uğraşıyor Yeryüzünün o gün için
en
genç devletini idare ediyor, devlet başkanlarına elçiler göndererek
onları Hak yola davet ediyor, gelen heyetleri karşılayıp ağırlıyor,
seriyyeler gönderip onları yönetiyor, etrafındaki diğer din ve saltanat
mensuplarıyla mûcadele ediyor, zafere hazırlanıyor, bozgundan korumaya
çalışıyor, valiler tayin ediyor, zekâtları toplayıp getirtiyor, bu malın
bizzat taksimatını yapıyor ve, “Ben adil davranmazsam, kim adil
davranabilir?” buyuruyordu


Allah’ın
dinini halka tatbık ediyor, vahyin öz olarak temas ettiklerini
açıklıyor, kapalı olanlarını açıyor, tatbik şekillerini belirtiyor,
temel kaidelerden tali meseleleri çıkarıyor, Allah’ın bildirmediği
hususları, Allah’ın bildirdiklerine muracaatla belirtiyordu Bütün bu hususlarda,
dünyanın en dayanıklı insanının bile yorulacağından daha çok çalıştığı
halde günlük işlerini aksatmadan yerine getiriyor, bütün bu meşguliyet
ve sıkıntılara rağmen manastırlara ve dağ başlarına çekilenlerden daha
fazla Allah’a bağlı kalarak gece gündüz ibadetlerini aksatmamakta güneş
gibi ortaya çıkıyordu


Din ve
dünya’yı böyle bir arada yürütebilmesiyle, kahramanlar kahramanı
sallâlahü aleyhi vesellem, insanlık tarihinde, eşi bulunmaz bir örnek
durumundadır


Rasûlüllah

(sav) nasıl ibâdetin
(kulluğun)
en yüksek mertebesinde olmasın ki O, Allah’ın emrettiği her çeşit gece
namazını, her çeşit ibâdeti, tesbihi, zikri ve duâyı eksiksiz yerine
getiriyordu


“Ey
elbisesine bürünen Habibim, gecenin birazı hariç olmak üzere (namaz ve
ibâdet için) kalk (Gecenin) yarısı
miktârınca,
yahut ondan birazını eksilt Yahut (o yarının)
üzerine
(ilâve edip) artır Kur’an’ı da açık
açık, tane
tane oku Hakikat Biz sana ağır
bir
söz vahyediyoruz Gerçekten, gece
(yatağından
ibâdete) kalkan nefs (yok mu?) o, hem uygunluk itibariyle daha
kuvvetlidir, hem kıraatce daha sağlamdır” (El-Müzzemmil( 1-6)


“Gecenin
bir kısmında da uyanıp, sırf sana mahsûs fazla (bir ibâdet) olmak üzere
onunla (Kur’ân ile) gece namazı kıl Ümîd edebilirsin,
Rabbin
seni bir Makam-ı Mahmûd’a (şefaât makamına) gönderecektir” (El-İsrâ/79)


“Sabah
akşam Rabbinin adını an Gecenin bir kısmında
Allah’a
secde et (namaz kıl) Gecenin uzun bir bölümünde de O’nu tesbîh (ve
tenzîh) eyle” (Ed-Dehr/25-26)


Geliniz,
Rasûlüllah (sav)’in en üstün
mertebesine
ulaştığı zühd hayatını örnek alalım


Abdullah b Mes’ûd (ra) şöyle anlatır:
Rasûlüllah
(sav)’in yanına girdim Bir hasır üzerine
uzanmış
buldum Hasırın sertliği
teninde
izler bırakmıştı Ben:


-Yâ Rasûl! Senin için hasırla vücüdün

arasında, seni onun sertliğinden koruyacak bir minder edinsek, dedim


Rasûlüllah

(sav):


-Dünyadan
ve onun rahatlığından bana ne Dünyada ben, bir
ağacın
gölgesinde biraz eğlendikten sonra kalkıp orayı terkederek giden bir
yolcu gibiyim” Buyurdu


Aynı
zamanda O şöyle buyurdu:


“Allah’ım,

Muhammed’in ailesinin rızkını ihtiyâçlarına yetecek kadar kıl


Rasûlüllah

(sav) nasıl zühdün en
üstün
seviyesinde olmasın ki O, Allah’ın kendisi hakkında irâde ettiğini ve
istediğini yerine getirmiştir:


“Elbette
Ahiret senin için dünyâdan hayırlıdır” (Ed-Duhâ/4)


“Kâfirlerden

bir sınıfa, sırf kendilerini fitneye düşürmemiz için,
faydalandırdığımız bu dünya hayatına ait zînetlere ve debdebelere sakın
iki gözünü dikme Rabbinin rızkı hem
daha
hayırlı, hem daha süreklidir” (Tâhâ/131)




Gençler!



İslâm ve
kâinât peygamberinin nefsini zühd, kanaat ve yeterince yaşamaya
alıştırmakla, kendine ve ailesi halkına, Allah’ın kulları için yarattığı
nîmet ve rızıkları haram kıldığı manâsını çıkarmayın Rasûlüllah (sav) böyle hareket
etmekten
tamamen uzaktır Çünkü kendilerine
evlenmeyi,
et yemeyi, oruçlu gezmeyi, dünya nîmetlerini tadmayı haram kılan bazı
Ashâbın bu hareketlerini kınayan O’dur


Yine
O’nun zâhidliğinin fakirlikten, elinin darlığından, yiyecek azlığından
kaynaklandığını zannetmekten de sakının Çünkü, şâyet O,
hayatın
güzelliklerini, nîmetlerini, zînetlerinden yararlanmayı isteseydi dünya
O’na koşa koşa gelirdi Ancak O zühdü ve
iffeti, en
önemlilerini size anlatacağım bazı sebeplerden tercih etti:


a) Zühd
ve takvasıyla, gelecek müslüman nesillere sevgiyi, cömertliği ve
diğergâmlığı öğretmek istedi


Beyhâkî,
Aişe (ranhâ)’nın şöyle
dediğini
rivâyet etmiştir:


“Rasûlüllah

(sav) üç gün üst üste
karnını
doyurmamıştır İsteseydik biz de
karnımızı
doyururduk Ancak Rasûlüllah (sav) başkalarını kendi
nefsine
tercîh ederdi


Rasûlüllah

(sav) fakirlikten
korkmayan
birinin ihsânda bulunduğu gibi, iyilik yapar, ihsânda bulunurdu


b)
Kanaatkâr ve idâreli bir yaşayışla müslüman nesillere örnek olmak istedi


Rasûlüllah

(sav), dünya zînetlerinin
ve
bunların fitnesinin müslümanları davet ve cihâd vazifesinden
alıkoymasından, nîmet ve bolluğa dalarak şımarmalarından ve Allah’ın
ismini yüceltmekten kaçınmalarından çekiniyordu Dünya refahının
artarak,
daha önceki milletlerin helâk olmaları gibi, kendi ümmetinin de helâkine
sebep olmasından çekiniyordu


Buharî ve
Müslim rivâyet ederler ki, Ebû Ubeyde (ra) Bahreyn’in zekâtıyla

gelirken Ensarlı’lar, sabah namazından sonra onu karşılamaya çıktılar Onların bu halini
görünce
Rasûlüllah (sav) tebessüm etti ve
şöyle
buyurdu:


-
Zannediyorum ki, Ebû Ubeyde’nin Bahreyn’den bir şeylerle döndüğünü
duydunuz


Ensarlı’lar:

- Evet yâ
Rasûl öyle oldu, dediler Bunun üzerine:


- Sevinin
ve sizi sevindiren şeyleri ümitle bekleyin Allah’a yemin ederim
ki,
sizin için korktuğum şey fakirlik değildir Ancak dünyanın sizden
önceki
ümmetlere olduğu gibi sizin de önünüze serilmesinden, bunu elde etmek
için onların yarış ettiği gibi sizin de yarışmanızdan, netice de onların
helâk olduğu gibi sizin de helâk olmanızda korkuyorum, buyurdu


c)
Kalblerinde hastalık olan münâfıklara, misyonerlere ve diğer İslâm
düşmanlarına, insanlara yaptığı tebliğ karşılığında mal toplamak, fanî
ihtişâm elde etmek, gelip geçici dünya saltanatına, alâyişine kapılmak,
dini istismar ederek dünyaya hâkim olmak gibi emellerinin olmadığını
anlatmak istedi


O tek
olan Allah’dan sevap beklemeyi, mülkiyetinde hiç bir dünyalık olmadan
Rabbine kavuşmayı arzu etmiştir Dünyadan elde ettiği
sadece
gününe yetecek kadar az bir yiyecek ve vücudunu örtecek kadar bir
elbisedir Vefat ettiğinde
evinde kalan
bir kaç ev eşyasıyla bir kaç kuruş fakirlere sadaka olarak
dağıtılmıştır Onunda diğer
peygamberlerin
durumu budur:


“Ey
kavmim! Bu tebliğlerin sebebiyle sizden hiç bir mal istemiyorum Benim mükâfatım
Allah’dan
başkasına aid değildir” (Hûd/29)


Gliniz,
Rasûlüllah (sav)’in en yüksek
derecesine
ulaştığı afivkârlığını ve yumuşak başlılığını örnek edinelim O bedevîlerin
kabalıklarına
karşı afivkârlık ve yumuşaklık gösterdiği gibi, zafer kazanıp
güçlendikten sonra bile kibirli düşmanlara karşı insanca davranmıştır


Bedevîlerin

kabalıklarına karşı afivkârlık ve yumuşaklık göstermesine iki örnek
verelim:


a)
Buharî, Abdullah (ra)’den rivâyet eder:


“Huneyn’de

zafer kazanılıp ganîmet paylaşıldığı gün Rasûlüllah (sav) bazı kişilere fazla
mal
vermeyi tercih etti Akra’ b Habîs (ra)’e yüz deve, verdi Uyeyne (ra)’e de aynı miktar
verdi Bazı kimselere de
böyle
verdi Bir adam:


- Vî, bu taksimde âdil
davranılmadı ve bununla Allah’ın rızası gözetilmedi, diye dedikodu yaptı Ben kendi kendime: “Vî bunu Rasûlüllah (sav)’e haber verceğim”
dedim Varıp haber verdim Rasûlüllah (sav):


- Allah
ve Rasûlü âdil davranmazlarsa kim âdil davranabilir ki? Allah Musâ’ya rahmet
etsin Bana yapılandan daha
çok
eziyet gördü, ama sabretti, buyurdu


b) Buharî
ve Müslim, Enes (ra)’den rivâyet ederler:


“Rasûlüllah

(sav) ile beraber
yürüyordum Üzerinde kenârları
kalın,
sert bir Necran kaftanı vardı Bir bedevî ona
yetişti ve
kaftanını şiddetle çekti Gördüm ki, onun
şiddetle
çekmesinden Rasûlüllah (sav)’in boğazında kaftan
iz
bırakmış Bedevî:


- Yâ
Muhammed! Emrette bana, senin nezdindeki Allah’ın malından versinler,
dedi


Rasûlüllah

ona baktı ve güldü Sonrada ona ihsanda
bulunulmasını emretti


Güç ve
zafer kazandıktan sonra bile kibirli düşmanlara insanca davranması:


Bu konuda
fetihten sonra Mekke’lilere karşı davranışına bakmamız yeterlidir Halbuki Mekke’liler
ona
eziyette ileri gitmişlerdi; Aşırı işkence etmişlerdi Öldürülmesi için
plânlar
hazırlamışlardı Aleyhinde dedikodu
etmiş,
yalan söylemiş ve iftira etmişlerdi


Onun
âfivkârlık ve güzel muâmelesinin aynasında şerefli, kerîm şahsiyeti
bütün güzelliğiyle gözleri kamaştırır Arap yarımadasının
eşini
görmediği, Mekke’yi dolduran, atlıların ayak basacak yer bulamadığı
büyük bir ordunun fatih kumandanı olarak ona bakınız O’nun âfivkârlığıyla
yeryüzü
dopdolu olduğu zaman ona dikkat ediniz Kibrinden yeryüzünde
nereye
bastığını bilmiyecek derecede gururlanan ve Rasûlüllah (sav)’e ellerinden gelen
kötülüğü
yapmaya çalışan Mekke uluları iyilikle, ihsânla cezalandırıldılar, af
ile, güzellikle karşılık gördüler Halbuki o devrin
devlet
başkanları kafa kesmekten başka bir şey bilmiyorlardı Rasûlüllah (sav) Mekke halkını
topladı,
onlara güven ve teminat verdi ve şu ebedî sözünü söyledi:


- Size
nasıl muâmele edeceğimi zannediyorsunuz?


- Şerefli
kardeş, şerefli kardeş oğlu, hayırla muâmele edeceğini umarız, dediler


-
Gidiniz, hepiniz serbestsiniz, buyurdu


Nasıl
olmasın ki, Cenab-ı Hak yüce kitabında şöyle buyurmuştur:


“Habibim
sen, afve sarıl, iyiliği emret, cahillerden yüz çevir” (El-A’raf/ 199)


“Şimdilik
sen aldırış etme, (onlara karşı güzel muamelede bulun” (El-Hicr/ 85)


Geliniz,
Fahri Kâinatın hem cahiliyet döneminde, hem İslâm döneminde en büyük
örneğini verdiği kahramanlığına, cesaretine uyalım


Sizlere
onun kahramanlık ve cesaretinden bazı örnekler verelim ki, ona uyasınız Dolayısıyla hak,
hidayet ve
dosdoğru yol üzerinde bulunduğunuz sürece zalimlerden, tağutlardan ve
İslâm düşmanlarından korkmayasınız “Rasûlüllah (sav) hayatı boyunca
cesareti
konusunda tecrübe edildi Hiç bir zaman onda
pısırıklık ve zaaf eseri görülmedi Bu cesaret doğumundan

itibaren onun ayrılmaz bir sıfatı idi Gerek vahiy gelmeden
önce,
gerek vahiy gelmeye başladıktan sonra kahramanlıkta güneş gibiydi


Daha
çocukken kendisine Lât ve Uzza’ya yemin etmesi istenmişti de, “Bu
ikisinin adını anarak bana bir şey sorma Vi, bu ikisine duyduğum nefret
kadar hiç bir şeye nefret duymuyorum” Demişti


Bu çocuk
bu cesareti Mekke’lilerin ilâhlarına karşı gösteriyor,
cezalandırmalarından korkmuyordu




Gençler!



O günleri
hatırlayınız ki Kureyş, Rasûlüllah (sav)’e çeşit çeşit
eziyetler
ediyor, O’nu elemden leleme sürüklüyorlardı Onların köpeklikleri o

dereceye vardı ki, onu taşlamaktan, başına toprak dökmekten geri
kalmadılar Bu son hakaret
üzerine kızı
Fâtıma (r Anhâ) gelmiş, bir
taraftan
babasının mübârek başını yıkıyor, bir taraftan da ağlıyordu Onun yüce kalbine
kızının
gözlerinden yaş damlalarının düşmesinden daha ızdırap verici bir şey
olamazdı Kalbi kızına sevgi ve

merhâmetle dolu idi zaten


Kalbindeki

bu sevgi ve izzet nefis duygularını birlikte harekete getiren önemli
durumda yüce Peygamberimiz Efendimizin ne yaptığını zannetiyorsunuz? Hiç
bir şey yapmadı sadece kızına şöyle demekle yetindi:


“Hayır,
yâ Fâtıma! Allah mutlaka babanı onlardan koruyacaktır Vî, Kureyş, Ebû Talîb’in
vefâtına kadar bana hoşlanmıyacağım bir şey yapamamıştı


Hepinizde
amcasıyla arasında geçen olayı biliyorsunuz Kureyş amcası Ebû
Talib’e
müracaât ettiğinde O, amcasının kendisini onlara teslim edeceğini, onu
küçük düşüreceğini veya ondan yardımını esirgeyeceğini zannediyordu İşte bu noktada biraz

duraklıyalım da, tertemiz bir kalbden fışkıran hakk ve imân sözlerini
dinleyelim, risâlet sahibinin dilinde tekrarlanan prensipler üzerinde
sebât ibarelerine kulak verelim Ve bunu dünyaya
haykıralım
da gerçek iman ve sebât nasıl olurmuş, gerçek er ve gerçek kahraman
nasıl olurmuş görsünler O amcasına şöyle
demişti:


“Allah’a
yemin ederim ki, ey amca! Bu dini tebliğ etme işini terketmem karşılığı
olarak güneşi sağ elime, ayı da sol elime koysalar risâlet görevimi
bırakmıyacağım Allah beni üste
çıkarıncaya
kadar davamdan vazgeçmiyeceğim


Sonra
kalktı ağlıyarak yürüdü Amcası onun kırılmaz
azmini
ve sağlam yıkılmaz kararlılığını görünce


“Yeğenim,
git ve istediğini söyle Vi seni hiç bir şekilde onlara
teslim etmem” Diye haykırdı Ve şu şiiri okudu:


“Vi hepsi toplansalar da sana
dokunamazlar” “Amcan toprağa
başını
koyuncaya kadar


İnancı ve
prensipleri yolunda hangi sebat bundan daha yücedir? Hangi imtihan
imanı yolunda bundan daha büyüktür?


Yine
bilirsiniz ki Mekke müşrikleri, onu davetinden alıkoymak, risâlet
vazifesini bıraktırmak için çeşit çeşit yollar, metodlar denediler O bunların hiç
birinden
etkilenmedi, boyun eğmedi, teslim olmadı Aldatmaya, yanıltmaya

çalıştılar boyun eğmedi, gevşemedi Baskı ve zor
kullandılar
yılmadı Alay etme, yüz
çevirme,
küçük düşürme, iftira etme yollarını denediler aldırmadı Kendisine ve
kendisine
yardım edenlere genel boykot uyguladılar, oralı olmadı Son olarak aldatmaya
çaliştilar, kanmadı


Medine’ye
hicret ettikten sonra da onu davasından çekip almak, Ashabından
koparmak için hücüm üstüne hücüm ettiler, yıpratıcı savaşlar yaptılar
ama bütün bunlar onun, Allah’ın dinini yüceltme yolunda, İslâm
risâletini dünya’ya tebliğ uğrunda daha da hırslanamsından başka bir
netice vermedi


Rasûlüllah

(sav) İslâm yolunda
mücadeleye
aralıksız devam etti Bu din yolunda cihadı
hiç
bırakmadı Bu uğurda akla
gelebilecek
her çeşit işkenceye ve sıkıntıya göğüs gerdi Ama sonunda insanlar
gurup
gurup, kabile kabile, ülke ülke İslâm’a akın etti


Sonunda
zaferi İslâm kazandı, İslâm’ın devleti, hâkimiyeti kuruldu Bütün bunlar, bu
davetin
sahibinin cihadının faziletiyle, kararlılığıyla, yıkılmazlığıyla ve
azmiyle kazanıldı


Rasûlüllah

(sav) bu sebat ve
kararlılık
sıfatıyla nasıl gözler önünde parlamasın ki, Cenab-ı Hakk Kur’ânı Kerîm’de şöyle
buyururken:


“Ey
Peygamber, Rabbinden sana indirileni tebliğ et Eğer yapmazsan
(Allah’ın)
elçiliği görevini tebliğ etmemiş, yerine getirmemiş olursun” (El- Maide/ 67)


“O halde
Habibim, peygamberlerden azim sahibi olanların sabrettikleri gibi sen de
sabret” (El- Ahkâf/35)


“Ey
mü’minler, yoksa siz, sizden önce geçenlerin hali başınıza gelmeden
Cennet’e girivereceğinizi mi sandınız? Onlara öyle yoksulluklar ve
sıkıntılar gelip çattı ve (çeşitli belâlarla) sarsıldılar ki, hattâ
peygamberleri beraberindeki mü’minlerle birlikte: “Allah’ın yardımı ne
zaman?” diyordu Gözünüzü açın:
Allah’ın
yardımı yakındır muhakkak” (El-Bakara/214)


İşte size
“Önderimiz Rasûlüllah (sav)’dir” parolasının
anlamından
biraz sunduk Bu yazdıklarımız,
Rasûlüllah
(sav)’in büyüklüğü yanında

denizden bir damla kabilindendir Onun hayatının darbı
mesel
olan örneklerini, ahlâk denizinin genişliğini daha iyi kavramak
isteyenler tarihçilerin yazdıklarına, muhaddislerin rivâyetlerine baş
vursunlar Orada derdlerine şifa

olacak, susuzluklarını giderecek malümatı bulacakalardır




Gençler!



İslâm ve
kâinat peygamberinin şahsında canlı bir vücüt haline gelmiş insanî
olgunluğu örnek edinmek istiyorsanız azminizi pekiştiriniz, gayretinizi
artırınız İşte bu sizin her
konuda
diğer insanlardan ayrı ve üstün olmanızı sağlar; ibadette, zûhd ve
takvada, tevazuda, hikmette, sebatta, güzel ve yerli yerince konuşmada bütün kemal sıfatlar
ve
güzel ahlâkta




Gençler!



“Önderimiz

Rasûlüllah (sav)’dir” Parolasını
gerçekleştirdiğiniz takdirde söz söyleyenler değil iş yapanlar, iddia
edenler değil uygulayanlar olduğunuzu göstermiş, ispatlamış olacaksınız


İşte o
zaman halk size güvenecek, davetinize uyacak, sözlerinizden etkilenecek,
kanatlarınız altında toplanacak ve hedeflerinizi gerçekleştirmekte size
yardımını esirgemeyecektir Çok geçmeden İslâm
nizamı,
övünülecek yönüyle, güç ve şerfiyle diğer nizamlardan üstün olduğunu
bütün dünya ya gösterecektir


İşte o
zaman mü’minler, Allah’ın verdiği zafere sevinecektir Allah zaferi
dilediğine
verir O Azizdir, merhamet
sahibi Rahimdir




(Bu yazı
Prof Abdullah Ulvan’ın
GENÇLERE isimli kitabından alınmıştır Allah kendilerinden
razı
olsun)
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://islami.webyardim.org
 
ÖNDERİMİZ RASÛLÜLLAHTIR
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
İslami Bilgiler Paylaşım Sitesi :: Gençlik(Youth)-
Buraya geçin: