İslami Bilgiler Paylaşım Sitesi

http://islami.webyardim.org
 
AnasayfaKapıTakvimKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 İslâm Hukûkunda Gençler

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
usok22
kurucu
avatar

Mesaj Sayısı : 8175
Kayıt tarihi : 22/05/10
Yaş : 30
Nerden : Bursa

MesajKonu: İslâm Hukûkunda Gençler    Perş. Şub. 10, 2011 1:59 pm

Gençlerin Eğitimi:
Hayal edip de yapamadıklarımızı gençlerden
beklemek, onlara "geleceğimizin ümidi, istikbalimizin teminâtı..." demek
âdet hâline gelmiştir. Buna paralel bir başka âdet de, binlerce yıldan
beri gençlerden şikayet etmek, onların bazı davranışlarını kıyamet ve
felâket habercisi gibi görmektir. Yalnızca bu çelişki bile bize bir
şeyler anlatmakta, hatta yol göstermektedir. Evet biz istesek de
istemesek de, ölümlü dünyada yarınlar, daima bugün çocuk ve genç olan
nesillerin olacaktır. Geleceğin nizâmını onlar kuracak, insanlığı onlar
temsil edecektir. Bu tartışılmaz gerçek karşısında "ana, baba, çevre,
toplum ve devlet" olarak eğitim sorumluluğunu yüklenmiş bulunan şahıslar
ve kurumlar eserlerinden şikâyet ediyorlarsa, bir bakıma kendi
kusurlarını dile getiriyorlar, ayıplarını dışa vuruyorlar demektir.
Tabîî değişim ve gelişime ayak uyduramamaktan kaynaklanan şikâyetleri
bir tarafa bırakır, gerçekten olumsuz ve tehlikeli gelişmeleri ele
alırsak, herkesten önce kendimizi hesaba çekmemiz, ne verip ne
aldığımızın muhasebesini yapmamız gerekir.
İslâm, çocukları ve
gençleri, İslâm toplumunun üyeleri hâline getirmek, gelecekte ferd ve
toplum olarak İslâm'ı temsil sorumluluğunu yüklenecek kıvama sokmak için
bir dizi tedbir almış, müesseseler hazırlamıştır. Aile, mescid, eğitim,
öğretim, yardımlaşma ve eğlence müesseseleri bunların başında gelir.
Aile
sağlam temeller üzerine kurulmuş, çocuk yetiştirmek ona en başta gelen
görev ve amaç olarak verilmiştir. Ana-baba ile çocuklar arasındaki
karşılıklı hak ve borçlar detaylarına kadar belirlenmiş, gerektiğinde
müeyyidelere bağlanmıştır. Aileyi bir huzur, güven ve sevgi ortamı
kılmak için gerekli tedbirler alınmıştır.
Mescid İslâm'da birçok
fonksiyonu birlikte yüklenen bir müessesedir. Orada ibâdet edilir,
eğitim ve öğretim yapılır, evlenme akdi ve merasimi yapılır, dâvalara
bakılır, kanun yapılır, kararlar alınır, hatta millî oyunlar oynanırdı.
Bu kadar önemli ve değişik işin mescidde yapılmasını, ilk devrin
imkânsızlıklarına bağlamak meselenin özünden gâfil olmanın nişanıdır. O
devirde bu işleri idare etmek için ayrı ayrı basit binalar yapmak günlük
işlerdendi. Mescidde bunca işin birleştirilmesi bir irşâddır, bir
terbiyedir, bir metoddur; en önemli esprisi de "bütünlük ve
tutarlılık"tır. Müslümanın ibâdetinden eğlencesine kadar bütün
davranışlarında bir bütünlük ve tutarlılık olacaktır. Ailede aldığını
okulda, okulda aldığını toplumda kaybetmeyecek, aksine besleyip
geliştirecek, bütünleştirecektir. Bunun için de eğitim çevresi bir câmi
bütünlüğü ve tutarlılığını temsil edecektir.
Bizim tesbit
edebildiğimiz kadarıyla bugün bir gençlik bunalımı varsa bunun kökünde
yatan sebep, yetişen nesilleri etkileyen faktörler arasındaki çelişkiler
ve tutarsızlıklardır. Bir ülkede yetişen insan ailede aldığı değer
hükümlerini okulda bulamazsa, okuldan aldıklarını toplum hayatına
girdiği zaman kaybederse çelişki ve bunalım kaçınılmazdır.
İslâm
özenle kurduğu ailede çocuğu ruh ve beden sağlığı içinde yetiştirip,
yedi yaşından itibaren namaza alıştırdığı, daha ergenlik çağına girmeden
mescidde toplum hayatına soktuğu, bütünüyle toplumu, yetişen nesil için
"belli değer ve tedbirlerde birleşmiş" bir okul hâline getirdiği -böyle
olmasını istediği- içindir ki, genç nesile güvenmiş ve ona geniş ölçüde
haklar ve vazifeler vermiştir.

Gençlik Çağı:
İnsan ne
zaman çocuk, ne zaman genç ve hangi yaştan sonra olgun, yahut yaşlıdır?
Bu konuda çeşitli branşların farklı cevapları vardır. İslâm hukukunda
insanın hayatında uğrayıp geçtiği çağlar şöyle sıralanmıştır: Ceninlik,
temyizsiz çocukluk, temyizli çocukluk, ergenlik ve rüşd.
Ceninlik
doğuma kadar süren çağdır. Temyizsiz çocukluk çağı, ortalama olarak yedi
yaşa kadar devam eder. Anormal bir gelişme olmadığı takdirde, yedi yaş
sınırından ergenlik çağına kadar geçen dönem "temyizli çocukluk"
çağıdır. Ergenlik (bülûğ) çağı İslâm'da prensip olarak biyolojik
gelişmelere bağlanmıştır. Buna göre dokuz yaşını doldurup âdet görmeye
başlayan kız ve oniki yaşını doldurup ihtilâm olmaya başlayan erkek
ergenlik çağına gelmiş olur. Bu biyolojik gelişmeler arızaya uğrar ve
gecikirse, müctehidlerin çoğuna göre onbeş yaşını tamamlayan erkek ve
kız ergenlik çağına ayak basmış olur. Ebû Hanîfe bu yaşı kızlar için
onyediye, erkekler için ise onsekize çıkarmaktadır. Temyiz çağı basit
gerçekleri idrak etmek, rüşd çağı ise makûl malî tasarruflarda
bulunmakla ilgilidir. Mecelle'ye göre temyizin ölçüsü kişinin "satım
akdinin, satanı bedele, satın alanı da mala sahip kılacağını bilmesi,
yüzde elli nisbetinde aldanmayı anlamasıdır" (mad. 943). Bu ölçüde bir
anlayış ve kavrayış seviyesine gelen çocuk temyizli (mümeyyiz)dir.
Rüşdün ölçüsü ise malı saçıp savurmamak, mal üzerinde makûl
tasarruflarda bulunmaktır. Ebû Hanîfe'ye göre akıl ve ruh sağlığı içinde
ergenlik çağına gelmiş olan insan aynı zamanda rüşd çağına da gelmiştir
ve reşiddir.

Gencin Hakları ve Sorumlulukları:
Yukarıdaki
tabloya bakarak kişinin yaklaşık oniki yaşına kadar çocuk, bu yaştan
sonra ise genç olduğunu söyleyebiliriz. Olgunluk yaşta değil, baştadır.
İhtiyarlığın hangi yaşta başladığı ise bizim ilgi sâhamızın dışında
kalmaktadır.

1. Temyizli çocuk:
İslâm hukukunda insan,
doğumundan itibaren tam olarak medenî haklardan istifâde (vücûb)
ehliyetine sahiptir. Medenî hakları kullanma ehliyetine (edâ) gelince
bunun, temyiz çağından itibaren oluşmaya başladığını görüyoruz. Temyiz
çağındaki çocuk "bağışlama, vakfetme, kefâlet, boşama" gibi tamamen
aleyhine ve zararına olan hukûkî tasarruflara ehil değildir; bu sahada
edâ ehliyeti yoktur. Bağış ve sadakayı kabûl, vekâleten alım-satım gibi
lehine olan ve yetişmesinde faydası bulunan tasarruflara ehliyet ve
yetkisi vardır. Kendi namına alım-satım, kira, ortaklık vb. tasarrufları
ise kanûnî temsilcisinin (veli, yahut vasinin) izin ve muvâfakatına
bağlıdır. Bunu önceden alabileceği gibi, tasarruftan sonra da alabilir.

2. Ergen insan (genç):
12-15 yaş arasında ergenlik çağına
ulaşan genç, İslâm hukukunda tam olarak medenî haklardan istifâde ve bu
hakları kullanma ehliyetine sahiptir. İbâdetlerden evlenmeye ve
boşanmaya, cihad (askerlik) mükellefiyetinden devlet başkanlığına kadar
bütün tasarruf ve selâhiyetler, diğer şartlar yanında çağ ve yaş
bakımından yalnızca ergenliğe bağlanmıştır. Mâlî tasarruflar bakımından
reşid olma konusunda Ebû Hanîfe ile iki büyük talebesi Ebû Yusuf ve
Muhammed arasındaki ictihad farkı meşhurdur. Bu iki müctehide göre
ergenlik çağına geldiği hâlde mâlî tasarruf bakımından olgunluk
göstermeyen ve bu sebeple de reşid sayılmayan gence mal teslim edilmez
ve kendisi mâlî tasarruflara ehil (selâhiyetli) sayılmaz. Çünkü malın
kendisine teslim edilmesi ve tasarruf selâhiyeti tanınması hâlinde bunu
saçıp savuracak, sonra da topluma yük olacaktır; bunda ise hem millî
servet, hem de toplum için zarar vardır. Bu zarar kişiyi kısıtlı hâle
getirmekten daha önemlidir.
Ebû Hanife bu konuda iki talebesinin tam
karşısında yer almış ve şu görüşü savunmuştur: Ergenlik çağına gelmiş
bir insanı kısıtlı hâle getirmek, onu insandan aşağı seviyedeki
canlılarla bir tutmak olur. İnsanın hürriyet ve şahsiyetine karşı bundan
daha büyük bir zarar düşünülemez. Millî servetin ve toplumun israftan
zarar görmesi, insanın aşağılanması yanında çok önemsiz kalır; bu
sebeple akıl ve ruh sağlığı içinde ergenlik çağına gelen genç hacr
altına alınamaz, tasarrufları kısıtlanamaz. Gençlerin ehil ve
selâhiyetli oldukları makamlar ve tasarruflara bazı örnekler vererek
yazıyı bağlamak gerekirse:
Amme hukûku sahasında şûrâ meclisi üyesi
olmak, devlet başkanı olmak, bunların seçimine katılmak, hâkim, asker,
komutan, aile reisi olmak... bunlar için yeterli olma yanında çağ ve yaş
bakımından yalnızca ergenliğe bağlanmıştır. Ergenlik çağına gelen; yani
çeşitli ictihadlara göre asgarî oniki, azamî onsekiz yaşındaki genç,
yukarıda sayılan makam, selâhiyet ve tasaruflara ehildir.
Husûsi
hukûk sahasındaki geniş selâhiyet ve ehliyetine yukarıda işaret
edilmişti. Bu konuda bir çarpıcı örnek de evlenme ehliyetidir. Hanefî
müctehidlere göre ergenlik çağına gelmiş bulunan erkek ve kız, velisinin
izni olsun olmasın, evlenmeye ve evlenme akdinde bizzat irâde beyanında
bulunmaya selâhiyetlidir.
İslâm gerekli tedbirleri alarak, uygun
eğitim çevresini oluşturarak iyi yetiştirdiği ve bu sebeple güvendiği
genç nesli böylesine geniş selâhiyetlerle donatmakta tereddüt
göstermemiştir.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://islami.webyardim.org
 
İslâm Hukûkunda Gençler
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
İslami Bilgiler Paylaşım Sitesi :: Gençlik(Youth)-
Buraya geçin: